Kalp ve Damar Hastalıkları = Ruh ve Sinir Hastalıkları
İnsan; biyolojik bedeni, elektromanyetik zihni ve ruhsal enerjisiyle çok katmanlı bir varlıktır.
Bedenin döngüsel sistemleri ne kadar hayatiyse, aynı döngünün ruhsal düzeydeki karşılığı da o kadar belirleyicidir.
Önce kalp–damar ilişkisinin temelini hatırlayalım:
Damarlar kirli kanı kalbe taşır.
Kalp, akciğerlerden aldığı oksijenle bu kanı arındırır ve yeniden vücuda pompalar.
Bu işlev aksadığında, yaşamın ritmi bozulur.
Bir şehrin “kalbi” nasıl hayatın en canlı olduğu yerse, bedenin kalbi de yaşamın kaynağıdır.
Aynı döngü ruh düzeyinde de işler.
Sinirler bilgi taşır — kimi zehirli, kimi şifalı, kimi ise henüz tanımadığımız veriler.
Bu bilgiler ruhun kapısına ulaştığında, ruh kendi kapasitesi oranında onları arındırır, anlamlandırır ve bütünlüğünü koruyacak bir yanıta dönüştürür.
Ruh bu rafinasyon sürecinde oksijeni zihinden alır.
“Biraz hava al, beynine oksijen gitsin” sözünün ardındaki gerçeklik tam da budur:
Zihin veriyi analiz eder, ruh onu arıtır; ortaya hayatı şekillendiren içsel bir yanıt çıkar.
Bu, ruhsal dolaşım sistemidir.
Kalp, kirli kanı pompalamaktan şikâyet etmez;
ruh da varlığını etkileyen akıştan kaçamaz. Bunun için;
- Gerçeklerle yanılsamaları ayırt edecek kadar duru bir farkındalığa sahip olmak
- Döngüyü bozan etmenleri tespit etmek
- Akışı yeniden düzenlemek
- Kendimizi koruyacak kadar özgür ve güçlü bir iradeye sahip olmak gerekir.
Dışarıda zehirli gazlar var diye nefes almayı bırakamayız;
ama zehirli bir ortamda da kalamayız.
Aynı şekilde sinir ağlarımız bozulduysa, dış dünyayı suçlamak yerine kendi iletim sistemimizi onarmalıyız.
Pek çok psikiyatrik bozukluk, ruhsal dolaşım sisteminin kirli kanı dışarı kusmasıdır.
Bu tür ilişkilerde, temas eden herkesin ruhu kana bulanır.
Bazı ilişkiler ise bunun tam aksine oksijen kadar kıymetli bir yaşam kaynağıdır.
“Önce sağlık” sözü sadece bedene değil, ruha da dairdir.
Bir kayıp yaşayan kişiye “başın sağ olsun” derken dileğimiz şudur:
“Bu büyük acı içinde bile akıl ve ruh sağlığın korunsun.”
Çünkü beden fanidir; ruh, insanın asıl mevcudiyetidir.
Kalbin işlevi, damarlardan gelen kirle kavga etmek değildir.
Kirliyi kabul eder, analiz eder, temizler ve yeniden yönlendirir.
Bu, doğanın kurduğu muhteşem bir şifa mekanizmasıdır.
Yüce gönüllü ruhların ağır travmaları taşıyabilmesi de aynı sistemin ruhsal karşılığıdır.
Deneyimin içinden geçer, özünü keşfeder, kimsenin fark edemediği mikro gerçekleri görür; duyarlılığı ve dayanıklılığı artar.
Karanlığın içinde korkmadan ışığı görebilmek, hatta karanlığa ışık olabilmek…
İşte bu, ruhun cesareti, saflığı ve egemenliği oranında mümkündür.
Hayattaki her deneyim, ruhun uyanış, güçlenme ve dönüşüm sürecinin parçasıdır.
“Her şerde bir hayır vardır” sözünün ardındaki hakikat budur.
Bir gün geriye dönüp baktığınızda, en çetin mücadelelerin sizi inşa eden en büyük mimarlar olduğunu fark edeceksiniz.
Ve işte o an, bugünkü acılarınızın anlamı — bedeli ne olursa olsun — bir hazineye dönüşecek.