Hiç kendinizi bir ilişkinin içinde, "Neden hep aynı tip insanları seçiyorum?" ya da "Neden partnerim biraz uzaklaşsa dünyam başıma yıkılıyor?" diye sorarken buldunuz mu? Belki de partnerinizin mesafeli tavırları sizi ona daha çok çekiyor, o kaçtıkça siz kovalamak istiyorsunuz. Eğer bu senaryo size tanıdık geliyorsa, kalbinizin anahtarı bugünkü yetişkin kimliğinizde değil, henüz konuşmayı bile tam sökemediğiniz 18 aylık halinizde saklı olabilir.

Psikoloji dünyasında "Bağlanma Teorisi" olarak bildiğimiz bu kavram, aslında bebekken hayatta kalmak için geliştirdiğimiz bir stratejidir. Bebekken ihtiyaçlarımıza (ağladığımızda kucağa alınmak, korktuğumuzda teselli edilmek gibi) tutarlı ve şefkatli yanıtlar aldıysak, dünyayı güvenli bir yer olarak kodlarız. Ancak bu süreçte işler biraz karışıksa, yetişkinlikteki aşk hayatımız bir "kaçan-kovalanır" dansına dönüşebilir.

İlişkilerde sürekli ilgi bekleyen, terk edilme korkusuyla boğuşan "kaygılı" taraf ile; samimiyet arttıkça duvarlar ören, "üstüme gelme" diyen "kaçıngan" tarafın buluşması tesadüf değildir. Biri çocukluğunda alamadığı ilgiyi partnerinden söküp almaya çalışırken, diğeri kendini korumak için duygularını kapatmayı öğrenmiştir. İşte halk arasında "mıknatıs gibi birbirini çekmek" dediğimiz şey, aslında çocukluktaki o tanıdık (ama bazen yaralı) bağın yetişkinlikteki yankısıdır.

Peki, bebeklikteki bu bağlar bizi ömür boyu mahkûm mu eder? Bilim bu konuda bize hem gerçekçi hem de umut dolu bir cevap veriyor. Ünlü Minnesota Çalışması, 1 yaşındaki bağlanma şeklimizin 20’li yaşlardaki romantik ilişkilerimize nasıl yön verdiğini yıllarca takip etti. Sonuçlar netti: Bebekken güvenle bağlananlar, yetişkinlikte tartışmaları daha yapıcı çözüyor ve ilişkilerinde daha az yıkıcı davranış sergiliyorlardı.

Ancak buradaki en önemli not şudur: Bağlanma stillerimiz bir "kader" değildir. Evet, temeller bebeklikte atılır ama hayatımıza giren doğru insanlar, aldığımız terapi ya da kendi farkındalığımızla bu stilleri iyileştirebiliriz. Yani "Ben böyleyim, hep yanlış kişiyi bulurum" demek yerine, o küçük çocuğun neden korktuğunu anlamak, bugünkü aşk hayatımızı şifalandırmanın ilk adımıdır.

Unutmayın; aşk sadece iki kalbin buluşması değil, iki farklı çocukluk hikayesinin birbiriyle konuşma çabasıdır. Kendi hikayenizi anladığınızda, seçtiğiniz kişileri de değiştirmeye başlarsınız.