Sanal dünya hayatımıza gireli çeyrek asırdan fazla oldu.
Bu topraklarda nice ilişkinin gönül izi, bir töreni bile yapılmadan tek tuşla toprağa verildi.

Instagram’ın arka sokakları; kısıtlananlar, engellenenler ve sessize alınanlarla dolu bir dijital mezarlığa dönüştü. Tarihi bir değeri olmasa da, ruhsal çalkantıların, kopuşların ve yarım kalmışlıkların hikâyeleri burada sessizce gömülüdür.

Neyi kısıtladık?
Neyi engelledik?
Neyi sessize aldık?
Kimi tuttuk?
Kimi bıraktık?
Kimin hayatından çıkarıldık?
Kimin yolundan çekildik?

Özel hayatlarımız pek çok cephede kendi adaletini arar:
Bazen bağıra çağıra, bazen göze soka soka…
Göstermelik hayatlar ile gizlenmelik ilişkiler bu platformda ölümüne kapışır.

Instagram’ın perde arkası adeta bir algı ve yargı mahkemesidir:
Geride bırakılanların ferahlığı, önümüzde açılan özgürlükler, hafifleyen vicdanlar ve ucuz atlatılan aldatmacalar bu arka planda birleşir.
Sanal bir network koleksiyonu; bir tür duygusal tatmin. Bu koleksiyonu cilalamaya büyük önem verirken organik hayatlarımızdaki sevdiklerimizle vakit geçirmeye, anı biriktirmeye daha az zaman ayırır olduk. Aile hayatlarımızı sessize aldık…

Ve bu dijital harabede gömülen yalnızca ilişkiler değildir:
Hiç ilişmemesi gerekenler, takıntıya dönüşenler, anlamı olmayan karşılaşmalar, eşlik etmemesi gerekenler…
“Ya reddet ya mest et” kadar basit bir matematikle işleyen temaslar.
Serbest bırakılamayan beklentiler, unutulmuş tanışıklıklar, yılda bir kez bile görüşülmeyen ama raflarda antika gibi tutulan tanıdıklar.

Instagram sadece dijital bir sahne değil;
Ruhların sessiz kara defteri.

Birini engellediğimizde sadece huzur bulmayız; bir duygunun yasını da tutarız, bir adaletsizliği temizleriz.
Takipten çıktığımızda bir enerjiyi serbest bırakırız.
Bir hikâyeyi sessize aldığımızda içimizdeki gürültüyü susturur; anlamını yitiren bağı nötrleriz.
Güne musallat olan manasız etkileşimleri azaltır, kendimize alan açarız.

Instagram, adını “insta”—yani anlık—kavramından alır.
Hayatın kes-yapıştır hâle gelen anlık kesitleri…
Her paylaşım bir hikâye yazıyor gibi görünse de, ruh özgürlüğü sever;
anıların sanal olarak istiflenmesi bir ağırlık, bir takıntı, kimi zaman da bağımlılık yaratır.
Kayıt çoğaldıkça, aktif enerjimiz pasifleşir; reel hayatın mesaisi dijital arşive akar ve organik yaşam alanımız kısıtlanmış olur.

Instagram artık sadece ilişkilerin mezarlığı değil; hakikatin de katili hâline geldi.

İçerik üretme hırsı, bilgi üretimini hiç olmadığı kadar kirletti; aptallaştırdı, çarpıttı, abarttı, saptırdı. Adeta gerçekler katledildi. Psikoloji, kişisel gelişim, enerji, astroloji…

Her ifade bir “dâhiyane gerçek” ambalajıyla sunulurken, insanlar bu hipnotik bilgi bombardımanında kendi özlerini sessize alır hâle geldi.
Ruhsal bağlarımızdan uzaklaşıp, sanal algı kalıplarının rehinesine dönüştük.

Dijital platformlar hayatımızı çalan değil, ona değer katan araçlar olmalı.
Bu denge korunduğu sürece teknoloji bizi besler.
Ama gerçek hayatı içine çeken bir girdaba dönüşürse, bizi nesneleştirir…
Ve sonunda özgürlüğümüzü fark etmeden engellemiş oluruz. Ve bu engeli kaldırmak Instagram’daki “engeli kaldı” tuşuna basmak kadar basit olmayacaktır.