İran–İsrail savaşının Ortadoğu’yu ateşe verdiği, küresel dengelerin sarsıldığı bir dönemde yapılan bir konuşma… Bir siyaset metninden çok, Türkiye’nin tarihsel hafızasına ve geleceğine seslenen bir uyarı niteliğinde. Devlet Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden verdiği mesaj, yalnızca güncel bir değerlendirme değil; Türkiye’nin istiklal çizgisini hatırlatan güçlü bir irade beyanıdır.

Bazen bir konuşma yalnızca bir siyasi değerlendirme değildir.
Bazen bir konuşma, bir milletin hafızasını uyandıran bir çağrıya dönüşür.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son grup toplantısında yaptığı konuşma tam olarak böyle bir metindi.

Konuşmanın girişinde Yunus Emre’den Mehmet Akif’e uzanan düşünce silsilesi, yalnızca bir edebi tercih değil; Türkiye’nin varlık felsefesine yapılan bilinçli bir göndermeydi. Çünkü Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu meseleleri anlamak için yalnızca güncel siyaset yeterli değildir. Tarih, kültür ve milli hafıza da aynı derecede önemlidir.

Bahçeli’nin İstiklal Marşı’na yaptığı vurgu bu nedenle son derece anlamlıydı.

“Korkma” diye başlayan o büyük metin, yalnızca bir şiir değil; bir milletin karakteridir.

Bugün Ortadoğu’da yaşananlara baktığımızda bu karakterin ne kadar hayati olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Ortadoğu Ateş Çemberi

İran ile İsrail arasında giderek tırmanan savaş, bölgeyi yalnızca askeri olarak değil; ekonomik ve siyasi olarak da sarsmaktadır.

Füzeler, sabotajlar, suikastlar, siber saldırılar ve psikolojik harp…

Bahçeli’nin ifadesiyle bu tablo yalnızca bir sıcak çatışma değil; çok boyutlu bir savaşın göstergesidir.

Özellikle İran’da sivillerin hedef alınması, çocukların hayatını kaybetmesi ve enerji hatlarının tehdit altına girmesi, savaşın insani ve ekonomik boyutunu dramatik bir noktaya taşımıştır.

Bahçeli’nin konuşmasında dikkat çeken en önemli noktalardan biri de bu insanlık dramına dikkat çekmesiydi.

Dünyanın bir penguen videosuna gösterdiği hassasiyeti, Gazze’de ve İran’da ölen çocuklara göstermemesini eleştirirken aslında küresel vicdanın çöküşüne işaret ediyordu.

Bu eleştiri yalnızca politik değil, aynı zamanda ahlaki bir çağrıydı.

Türkiye’nin Konumu: Denge ve Dirayet

Konuşmanın en kritik bölümlerinden biri ise Türkiye’nin bu savaş karşısındaki konumuna dair yaptığı değerlendirmeydi.

Bahçeli açık bir şekilde şunu ifade etti:

Türkiye ne bir maceranın tarafı olacaktır ne de kendi egemenliğine yönelik herhangi bir tehdide göz yumacaktır.

İran’dan gelen bazı mühimmatların Türk hava sahasına girmesi ve NATO savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmesi gibi gelişmeler, bölgesel savaşın Türkiye’ye ne kadar yakın olduğunu göstermektedir.

Bahçeli’nin burada sergilediği yaklaşım oldukça nettir:

Türkiye barıştan yana olacaktır.

Ancak Türkiye yol geçen hanı değildir.

Bu ifade, yalnızca sert bir cümle değil; Türkiye’nin egemenlik anlayışının özeti niteliğindedir.

“Terörsüz Türkiye” Hedefi

Bahçeli’nin konuşmasının bir diğer önemli başlığı ise “Terörsüz Türkiye” hedefiydi.

Ortadoğu’da savaşın genişleme ihtimali varken, Türkiye’nin iç cephesini sağlam tutma zorunluluğu her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Türk-Kürt kardeşliği vurgusu, mezhep çatışmalarına karşı yapılan uyarılar ve provokasyonlara karşı verilen mesajlar bu bağlamda dikkat çekicidir.

Bahçeli’nin özellikle şu vurgusu son derece önemlidir:

Türk ile Kürt’ün kader ortaklığı.

Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel çatışmaların sürekli körüklendiği bir dönemde bu mesaj, yalnızca Türkiye için değil bölge için de güçlü bir denge unsurudur.


Bugün dünya büyük bir kırılma döneminden geçiyor.

Enerji savaşları, vekalet çatışmaları ve jeopolitik rekabet yeni bir uluslararası düzenin habercisi.

Böyle zamanlarda liderlerin kullandığı dil önemlidir.

Bahçeli’nin dili ise korku değil karakter üzerine kuruludur.

İstiklal Marşı’nın “Korkma” diye başlayan ruhu, bugün de Türkiye’nin pusulası olmaya devam etmektedir.

Ve o pusula gösteriyor ki;

Bu millet korkmadıkça,
bu bayrak sönmeyecektir.