21’inci yüzyılın yeni tehditleri arasında en büyük güç; soğukkanlılıkla konuşan, ilkelerinden sapmayan ve milli birlikten taviz vermeyen liderliktir. Devlet Bahçeli, tam da bu vasfın siyaset sahnesindeki en net temsilidir.

Değer yargılarının hızara verildiği, uluslararası hukukun paldır küldür askıdan indirildiği bir çağda yaşıyoruz. Dijital çağın yeni sürüm eşkıyalıkları, küresel güç mücadeleleri ve bölgesel krizler insanlığı adeta diken üstünde tutarken; Türkiye’nin iç cephesini sağlamlaştırma zorunluluğu her zamankinden daha hayati bir hale gelmiştir.

İşte böyle bir atmosferde, Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı konuşma, klasik bir siyasi hitabetten çok daha fazlasını ifade etmektedir. Konuşmasının hemen her satırında hissedilen ana tema; zora düşürülen tanımların, bulanıklaştırılan kavramların ve tuzağa dönüştürülmek istenen gelişmelerin karşısında uyanık kalma çağrısıdır.

“Su uyur, düşman uyumaz” sözü Türk milletinin tarihsel hafızasında bir öğüt olarak yer eder. Bahçeli bu öğüdü günümüz şartlarına uyarlayarak, rehavet bekleyenlere fırsat vermeyecek bir duruşun altını kalınca çizmiştir. Bu duruş yalnızca bir parti refleksi değil, köklü Türk devlet geleneğinin süzülmüş bir akıl mirasıdır.

Son aylarda başlatılan “Hayırlı Günler Komşum Ziyaretleri” programları, MHP’nin toplumla kurduğu doğrudan temasın en somut göstergesidir. 81 il ve yüzlerce ilçede gerçekleştirilen on binlerce program; siyasetin ahlaki mizanla, sohbetle ve kucaklaşmayla yapılabileceğini kanıtlamıştır. Bu çabayı teşkilatlarına “helal olsun” diyerek selamlayan bir liderlik, Türk siyasetinde güven üreten nadir üsluplardan birisidir.

Özellikle “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında sergilenen ısrar ve irade, Devlet Bahçeli’nin devlet aklına olan güveninin eseridir. Kutuplaşmayı törpüleme, Türk-Kürt kardeşliğini tahkim etme ve milli birlik zeminini güçlendirme yönündeki söylemleri; günübirlik siyasetin değil, asırlık bir yönetim müktesebatının izdüşümüdür.

Suriye’nin kuzeydoğusunda SDG/YPG’nin enerji ve maden kaynaklarını da kapsayan fiili hakimiyet alanları kurması, İsrail ve emperyalist hesaplarla eklemlenmesi gibi riskler karşısında Bahçeli’nin yaklaşımı son derece berraktır: Üniter devlet yapısından, hukuki meşruiyetten ve bölgesel istikrardan başka müzakere edilebilir bir seçenek yoktur.

Bu ilkeli çizgi, Türkiye’nin yalnız bugünü için değil 2053 ve 2053 sonrasına uzanacak stratejik ufku için de önem taşımaktadır. “İman varsa imkan vardır” diyerek moral telkin eden; ama aynı zamanda analitik ve gerçekçi temellerle konuşan bir siyaset dili, topluma güven vermektedir.

Devlet Bahçeli’nin konuşmasında Melih Cevdet Anday’dan yaptığı alıntı da manidardır: “Çünkü sen artık o sen değilsin.” Türkiye de artık eski Türkiye değildir. Savunma sanayinde altın çağını yaşayan, diplomatik kanallarda seçenek üreten ve terörü gündeminden çıkarma hedefinde kararlı bir ülke vardır.

Böylesi bir süreçte, devlet aklını koruyan liderlerin kıymeti daha iyi anlaşılır. Devlet Bahçeli, kavramların içini boşaltmak isteyenlere karşı “uyumayacaksın” diyen; milletinin gözüne uyku girmesine razı olmayan bir iradenin adıdır.

Yeni yüzyılın zorlu etaplarında Türkiye’nin pusulası; soğukkanlılık, ilke ve milli haysiyettir. Bu pusulayı elde tutanlar oldukça, Süper Güç Türkiye idealinin engellenmesi diye bir ihtimal de olmayacaktır.