21. yüzyılın savaşları artık ateş gücüyle değil, veriyi anında algılayıp karara dönüştüren bilişsel üstünlükle kazanılıyor. Karma Gerçeklik ve yapay zekâ destekli sistemler, askerin yalnızca gücünü değil zihinsel kapasitesini de sahaya taşıyarak savunma doktrinlerini kökten değiştiriyor.

Savaş doktrinleri tarih boyunca ateş gücü üzerine kuruluydu. Ancak 21. yüzyılda bu paradigma, yerini "bilgi üstünlüğüne" ve "bilişsel hıza" ve teknolojiye bıraktı. Artık savaşı tamam ile en güçlü mermiye sahip olan değil, veriyi en hızlı işleyip karara dönüştüren kazanıyor. Tam bu noktada, savunma sanayiinde sıkça karıştırılan kavramları bir kenara bırakıp asıl oyun kurucu teknolojilere odaklanmamız gerekiyor: Bu teknolojilerden biri ise ,gölgeler ardında kalmış Karma Gerçeklik Teknolojisi.
"Peki, nedir bu pek duymadığımız Karma Gerçeklik (Mixed Reality)? En yalın haliyle; dijital verinin fiziksel dünyanın kanunlarını tanıması ve onlara itaat etmesidir.
Genel olarak bu teknolojiyi teknik anlamda ’’Uzamsal Algılama’’ diye tanımlıyoruz. Ama özünde gerçek dünyadan kopmadan, holografik görüntülerin bizim dünyamıza entegre edilmesine imkan veren bir teknoloji olarak önümüze çıkıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, bu ayrımın farkına varalı çok oldu. IVAS (Integrated Visual Augmentation System) projesi bunun en somut kanıtı. Microsoft ile yapılan 22 milyar dolarlık anlaşma, bir askere sadece gece görüşü sağlamak için yapılmadı. IVAS, askerin retinasına yansıyan bir "savaş yönetim paneli". Dost birliklerin konumu, düşman unsurlarının yapay zeka ile tespiti ve balistik hesaplamalar, askerin gözünün önünde, fiziksel araziye "çivilenmiş" (pinned) durumda duruyor.
Tarihsel perspektife baktığımızda, havacılık efsanesi McDonnell Douglas’tan günümüzün Lockheed Martin’ine kadar uzanan Amerikan savunma devleri, bu teknolojiyi sadece sahada değil, üretim ve bakım hangarlarında da devrimsel bir araç olarak kullanıyor. Bir F-35 teknisyeninin, elinde tabletle manuel aramak yerine, Magic Leap 2 ile motorun içindeki arızalı parçayı 3D olarak "görmesi", operasyonel hazırlık süresini dramatik şekilde düşürüyor. Üstelik bunları Microsoft ve Team Viewer gibi teknoloji devlerinin ürettiği canlı bağlantı uygulamaları ile entegre ederek, sahadaki kullanıcı konu hakkında hiçbir bilgisi olmasa bile onu canlı bir robot gibi kullanarak operasyonu yürütebiliyorlar.

Kısaca, bu teknoloji ile tank kullanmayı bilmeyen birine tank sürdürebilir, operasyon sırasında sıradan bir askere tıbbi müdahale uygulatabilir ya da karmaşık bir sistemi hiç mühendislik bilgisi olmayan birine tamir ettirebilirsiniz.

Peki Türkiye bu denklemin neresinde olmalı?
İHA ve SİHA teknolojilerinde yazdığımız başarı hikayesini, giyilebilir teknolojiler ve Karma Gerçeklik alanına taşımak zorundayız. Ancak buradaki kilit nokta "donanım üretmekten" ziyade, o donanımın içindeki "zekayı" üretmek.
Standart bir video görüntüsü, size sadece "orada bir nesne var" der. Ancak Yapay Zeka destekli bir Karma Gerçeklik uygulaması, o nesnenin bir tehdit olup olmadığını analiz eder, yüz tanıma yapar, termal veriyi işler ve askerin stres seviyesine göre arayüzü sadeleştirir. İşte "Algoritmik Hakimiyet" dediğimiz kavram tam olarak budur. Üstelik operasyonlar sırasında askerlerinize yaklaşan tehlikeleri, onlar farketmese bile holografik olarak gösterebilir, unsurları gerçek dünyada işaretleyebilir ve yönlendirebilirsiniz.

Türkiye savunma sanayii, bu niş alana da odaklanarak asimetrik bir güç elde edebilir. Konvansiyonel sistemlerde rekabet etmek yerine, askerin bilişsel kapasitesini artıran, yapay zeka tabanlı MR yazılımlarına yatırım yapmak, bizi sadece teknolojiyi tüketen değil, NATO standartlarını belirleyen bir oyuncu konumuna taşıyacaktır.
Geleceğin askeri, daha ağır zırhlar giymeyecek; daha akıllı görecek. Ve o "görüşü" tasarlayanlar, sahadaki zaferin asıl mimarları olacak.