Devlet Bahçeli’nin yeni yasama yılının ilk grup toplantısındaki sözleri, sıradan bir siyasi gündem değerlendirmesinin ötesine geçti. “MHP güçlü ise Türkiye güvende olacaktır” cümlesinden “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP” formülüne kadar uzanan konuşma, MHP’nin önümüzdeki dönemde kendisine biçtiği rolü açıkça ortaya koydu: Devletin devamlılığı, siyasi istikrar, milli birlik ve güçlü Meclis.

Siyasetin de bir terazisi vardır.

O terazide yalnızca oy oranları, milletvekili sayıları veya seçim sonuçları tartılmaz.

Bazen devlet tecrübesi tartılır.

Bazen siyasi istikrar.

Bazen kriz zamanlarında alınan pozisyonlar.

Bazen de bir siyasi hareketin, günlük tartışmaların ötesinde Türkiye’nin geleceğine ilişkin nasıl bir perspektif ortaya koyduğu…

Devlet Bahçeli’nin yeni yasama yılının ilk grup toplantısındaki konuşmasını dinlerken aklımdan geçen tam olarak buydu:

Devletin terazisinde bir ağırlık vardır.

Bahçeli’nin konuşması, MHP’nin yeni dönemde kendisini nerede konumlandırdığını tarif eden kapsamlı bir siyasi çerçeve ortaya koydu.

Daha konuşmanın başında verdiği mesajlar bunun işaretiydi:

“Politik merkezimiz Türkiye’dir.”

“Pergelimizin sabit ucu Ankara’dır.”

“Yönümüz Türk İstiklali ve egemenliğidir.”

“Gelecek ufkumuz müreffeh toplum, güçlü Türkiye’dir.”

Bu cümleleri yan yana koyduğunuzda aslında bir siyasi anlayışın koordinatlarını görüyorsunuz.

Merkezinde Türkiye var.

Sabit noktasında Ankara.

İstikametinde bağımsızlık.

Hedefinde ise güçlü devlet.

Bahçeli’nin siyaset anlayışının en belirgin özelliklerinden biri de zaten burada ortaya çıkıyor.

Gündem değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

Siyasi şartlar değişebilir.

Ama onun söyleminde devletin devamlılığı meselesi değişmez bir eksen olarak kalır.

Yeni yasama yılı konuşmasında da aynı anlayış hâkimdi.

Bahçeli, siyaseti yalnızca iktidara gelme veya iktidarı kaybetme meselesi olarak görmediğini bir kez daha ortaya koydu. MHP’nin perspektifinde siyasetin; toplumsal uzlaşının, huzurun, milli bütünlüğün ve devlet kapasitesinin güçlendirilmesinin aracı olması gerektiğini anlattı.

MHP’nin yeni dönem iddiası

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, MHP’nin Meclisteki rolüne ilişkin ortaya konulan hedeflerdi.

Bahçeli bunu üç kavramla tarif etti:

Temsil gücü.

Kurumsal güç.

Siyasal güç.

Bunların anlamı oldukça açık.

Daha fazla temsil, Meclis kurumlarında daha fazla etkinlik ve yasama faaliyetlerinde daha belirleyici bir MHP.

İşte tam burada Bahçeli konuşmasının belki de en güçlü siyasi cümlesini söyledi:

“Çünkü MHP güçlü ise Türkiye güvende olacaktır.”

Ardından bir adım daha ileri giderek:

“MHP güçlü ise milli birliğimiz ve kardeşliğimiz pekişecek, milletimiz huzur bulacaktır.” dedi.

Bu sözler, MHP’nin kendisine biçtiği siyasi misyonun da özeti niteliğinde.

MHP kendisini yalnızca seçim dönemlerinde oy isteyen klasik bir parti kimliği içerisinde tarif etmiyor.

Devletin güvenliği, milli birlik, toplumsal bütünlük ve yasama-yürütme dengesi içerisinde özel bir sorumluluk taşıdığı iddiasını ortaya koyuyor.

Dolayısıyla “MHP güçlü ise Türkiye güvende olacaktır” sözü de yalnızca bir siyasi slogan değil; partinin kendi varlık gerekçesine ilişkin ortaya koyduğu tezin kısa ifadesi.

Bahçeli’nin yeni siyasi denklemi

Konuşmanın en çok tartışılacak cümlelerinden biri ise kuşkusuz şuydu:

“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı.”

Tek cümle.

Ama içerisinde birkaç yıllık siyasi strateji var.

Bahçeli bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamlılığını ve Cumhur İttifakı’nın istikrarını savunurken diğer taraftan Mecliste daha güçlü bir MHP hedefini ortaya koyuyor.

Yani yürütmenin güçlü olması kadar yasamanın da güçlü olması gerektiğini söylüyor.

Ve MHP’nin bu yasama gücünün merkezinde daha belirleyici hale gelmesini istiyor.

Burada ince fakat önemli bir siyasi yaklaşım söz konusu.

Bahçeli’nin tarif ettiği modelde ittifak, siyasi kimliklerin silinmesi anlamına gelmiyor.

Aksine Cumhur İttifakı içerisinde MHP’nin kendi siyasi ağırlığını artırması gerektiği ifade ediliyor.

Bu nedenle Cumhur İttifakı’na ilişkin perspektifle MHP’nin büyüme hedefi birbirine rakip değil; aynı siyasi stratejinin iki parçası olarak anlatılıyor.

Yağmur Stratejisi

Bahçeli’nin konuşmasının dikkat çeken bir başka yönü ise Türk siyasi literatürüne yeni bir kavram sokmasıydı:

Yağmur Stratejisi.

Yağmur…

Bereket.

Arınma.

Yenilenme.

Rahmet.

Bahçeli bu kavramları bir devlet modeli içerisinde ele alıyor.

Yasama, yürütme ve yargının anayasal sınırlar içerisinde uyumlu çalıştığı; siyasi istikrarın korunduğu; devlet kapasitesinin güçlendirildiği ve milli kaynakların etkin biçimde kullanıldığı bir yapıdan söz ediyor.

Stratejinin temel ilkesi ise açık:

İstikrar.

Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı bölgesel savaşlar, terör tehdidi, küresel güç mücadeleleri ve ekonomik belirsizlikler düşünüldüğünde Bahçeli’nin konuşmasının neden sürekli “istikrar”, “devlet kapasitesi”, “güvenlik” ve “milli birlik” kavramlarına döndüğü daha iyi anlaşılıyor.

Bahçeli siyasetinin karakteri

Devlet Bahçeli’yi Türk siyasetinde farklı bir yere koyan unsurlardan biri, yaptığı hamlelerin önemli bir bölümünün ancak zaman içerisinde tam anlamıyla okunabilmesidir.

Çünkü Bahçeli çoğu zaman günlük siyasi kazanç üzerinden değil, birkaç hamle sonrasını hesaplayan bir siyaset dili kullanır.

Yeni yasama yılı konuşmasında da benzer bir perspektif var.

2028 seçimleri…

Cumhurbaşkanlığı sistemi…

Cumhur İttifakı…

Terörsüz Türkiye…

Güçlü yasama…

Türk dünyası…

Ve “Türk Asrı”.

Bahçeli bunların hiçbirini birbirinden bağımsız meseleler olarak ele almıyor.

Hepsini aynı siyasi denklem içerisinde değerlendiriyor.

Dolayısıyla konuşma bir grup toplantısı konuşmasının ötesinde, önümüzdeki dönemde MHP’nin takip edeceği yolun işaretlerini taşıyor.

Ve o terazi…

Bahçeli konuşmasının sonlarına doğru eleştirilerine de son derece karakteristik bir üslupla cevap verdi.

MHP’yi Türk tarihinin derin hafızasıyla ilişkilendirdi; Bilge Kağan’dan Atatürk’e, Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet’e uzanan bir tarihsel çizgiden söz etti.

Ziya Gökalp ve Erol Güngör’ü ise milliyetçi düşüncenin irfan ve ilim kaynakları arasında zikretti.

Ardından Ziya Paşa’dan ilhamla oldukça sert bir cümle kurdu:

“İdrâk-i maâlîniz o küçük aklınıza gerekmez. Zira sizin teraziniz MHP’nin sıkletini çekmez.”

Belki de konuşmanın tamamını anlamak için bu cümlenin üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Çünkü mesele tam olarak “sıklet” meselesi.

Siyasette herkes konuşabilir.

Herkes iddia ortaya koyabilir.

Herkes günlük tartışmaların içerisinde kendisine bir pozisyon belirleyebilir.

Ancak devlet yönetimi söz konusu olduğunda farklı bir ağırlık ölçüsü devreye girer.

Tecrübe.

Devlet hafızası.

Kriz zamanlarında alınan tavır.

Milli meselelerde ortaya konulan süreklilik.

Ve gerektiğinde siyasi maliyet göze alınarak savunulan ilkeler…

Bahçeli’nin yeni yasama yılı konuşması da MHP’nin tam olarak bu zeminde değerlendirilmesini isteyen bir siyasi manifesto niteliğinde.

Bu nedenle konuşmanın ardından belki de sorulması gereken soru yalnızca “MHP kaç milletvekili çıkaracak?” değildir.

Daha büyük soru şudur:

Türkiye’nin önündeki zor yıllarda siyasi dengeyi kimler ve hangi anlayışlar taşıyacak?

Bahçeli’nin cevabı belli.

Güçlü devlet.

Güçlü Meclis.

Milli birlik.

Siyasi istikrar.

Ve Mecliste daha güçlü bir MHP.

Çünkü bazen siyasetin gerçek gücü yalnızca sandıktaki rakamlarla ölçülmez.

Bazen devletin terazisine bakmak gerekir.

Ve o terazide bazı siyasi hareketlerin sıkleti, günlük siyasetin hesaplarından daha ağırdır.