Ebeveynlerin, özellikle de çiçeği burnunda annelerin kulaklarında yankılanan o meşhur cümle: "Ağladıkça kucağına alma, alışır; seni parmağında oynatır!" Bu tavsiye, nesillerdir bir miras gibi aktarılıyor. Peki, bir bebeğin en temel iletişim yolu olan ağlamaya yanıt vermek gerçekten onu "şımartır" mı? Yoksa bu inanış, bilimsel gerçeklerle taban tabana zıt bir yanılgıdan mı ibaret?

Döneminin ünlü psikoloğu ve Amerikan Psikoloji Derneği (APA) başkanı John Watson, 1915’li yıllarda ebeveynlere oldukça sert uyarılarda bulunuyordu. Watson’a göre çocukları çok fazla öpmek, kucağa almak ve onlara aşırı şefkat göstermek "tehlikeli" bir durumdu. O dönemde bebekler adeta disipline edilmesi gereken küçük askerler gibi görülüyor, ağladıklarında yanlarına gitmemenin onların iradesini güçlendireceği savunuluyordu.

Bebeklerin beyni, doğduklarında henüz tamamlanmamış bir inşaat alanı gibidir. Bir bebek ağladığında aslında "Karnım aç", "Altım kirli" ya da sadece "Korkuyorum, güvende hissetmeye ihtiyacım var" demektedir. Bebekler, yetişkinlerin aksine duygularını regüle etme, yani kendi kendilerini sakinleştirme becerisine sahip değildir. Onlar için kucak, sadece fiziksel bir temas değil, dış dünyanın karmaşasından sığınılacak güvenli bir limandır.

Bu konuda yapılan en çarpıcı araştırmalardan biri olan Baltimore Çalışması, ezberleri tamamen bozmuştur. Araştırma, bebekliğin ilk aylarında ağlamasına hızlı ve duyarlı şekilde yanıt verilen bebeklerin, sanılanın aksine "daha çok ağlayan" değil, ilerleyen aylarda "daha az ağlayan" ve daha bağımsız bireyler olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü bu bebekler, ihtiyaçları olduğunda birinin orada olacağını öğrenerek dünyaya karşı temel bir güven geliştirirler. Bu güven duygusu, onlara ileride tek başına keşfe çıkma cesareti verir.

Kısacası, bir bebeği ağladığında kucağa almak onu şımartmaz; aksine ona şu hayati mesajı verir: "Görülüyorsun, duyuluyorsun ve değerlisin." Şımarmak, sınırlarla ilgili bir kavramdır ve bu, çok daha ileri yaşların konusudur. Oysa bebeklik döneminde ihtiyaçlara verilen her şefkatli yanıt, o minik kalpte ömür boyu sürecek olan özgüvenin temellerini atar.

Eğer çevrenizden "Kucağına alıştırma" baskısı görüyorsanız, kendinize şunu hatırlatın: Siz sadece bir bebeği kucağınıza almıyorsunuz; onun gelecekteki ruh sağlığını, kuracağı ilişkileri ve hayata bakış açısını inşa ediyorsunuz. Sevgi ve temas, bebek için yemek ve su kadar hayati bir ihtiyaçtır. Bırakın kucağınıza alışsın; çünkü dünya ancak güven dolu kollarda tanındığında güzeldir.