Sabah uyanıyorsun…
Enerjik olman gerekirken sanki hiç dinlenmemiş gibisin.
Gün başlıyor ama enerjin çoktan bitmiş gibi.
Peki gerçekten bedenin mi yorgun, yoksa zihnin mi?
Modern hayat bize hep daha fazlasını düşünmeyi öğretti.
Yapılacaklar listeleri, gelecek kaygıları, geçmiş pişmanlıkları…
Zihnimiz hiç durmadan çalışıyor.
Oysa beden, dinlenmeyi bilir.
Ama zihin durmayı bilmez.
Sürekli düşünen bir zihin, vücudu fark etmeden yorar.
Kaslar değil, düşünceler ağırlaşır.
Enerjimizi tüketen çoğu zaman yaptıklarımız değil, düşündüklerimizdir.
Bir de duygusal yükler var…
Söylenemeyen sözler, bastırılan öfkeler, içimize attığımız kırgınlıklar.
Bunların hepsi zamanla yorgunluk olarak geri döner.
Aslında çoğumuz uykusuz değiliz, huzursuzuz.
Zihnimiz geçmişte takılı kaldığında ya da sürekli geleceği kontrol etmeye çalıştığında, beden sürekli alarmda kalır.
Bu da kronik bir yorgunluk hissi yaratır.
İşte bu yüzden ne kadar uyursan uyu bazen dinlenmiş hissetmezsin.
Gerçek dinlenme, sadece gözleri kapatmakla değil, zihni sakinleştirmekle olur.
Zihnini susturmayı öğrendiğinde, beden kendiliğinden toparlanır.
Düşüncelerini dönüştürdüğünde enerjin geri gelir.
Belki de ihtiyacın olan şey daha fazla uyku değil…
Biraz daha iç huzur.
Unutma, değişim dışarıdan gelmez.
Zihnini nasıl kodladığın, hayatını şekillendirir.
Bugün kendine şunu sor:
Bedenimi mi dinlendirmeye çalışıyorum, yoksa zihnimi mi?
Çünkü çoğu zaman gerçek yorgunluk, bedeninde değil düşüncelerdedir.