Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, kötü arkadaş ve yanlış rol modellerin çocuk suçluluğunu arttırdığını belirerek, çocuklara rol model olarak sosyal medya fenomenleri yerine Selçuk Bayraktar gibi milli ve başarılı uygun rol modeller sunulması gerektiğini söyledi.
Çocuk suçluluğu, çocuk istismarı, kriminoloji ve adli sosyal hizmet alanında önemli çalışmalara imza atan Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı özel açıklamada çocuk suçluluğu, sebepleri ve önlenmesine yönelik bilgiler verdi. Konuyla ilgili görüşlerini geçtiğimiz günlerde TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyeleriyle de paylaşan Gönültaş, sebeplerin 7 yaşına kadar indiğini belirterek, 'Çocuk suçluluğu son dönemlerde oldukça dikkat çeken bir konu haline geldi. Sadece bizim için değil, küresel olarak da diğer toplumlarda, diğer devletlerde de önemli konular içerisinde. Tabii çocukların suça karışması, suçla karşı karşıya kalması hem bir başkasını mağdur etmeleri açısından problemli bir durum hem de bu çocukların mağdur olma ihtimallerini de artırabiliyor. Çünkü diğer suçlularla karşılaşma ihtimalleri artıyor. Bu etkileşim onların maalesef başka suçluların mağduru olma ihtimallerini artırıyor. Yani hem suçluluk anlamında hem mağdur olma anlamında çocuklar için ciddi bir problem' dedi.
Kaynağı sosyalizasyon problemleri
Gönültaş, çocuk suçluluğunun başlıca nedeninin çocuktaki sosyalizasyon problemleri olduğunu ifade ederek, 'Çocuk suçluluğu nedir? Çocuk suçluluğu bir çocuktaki sosyalizasyon problemleri sonucu birtakım anti sosyal eğilimler ortaya çıkıyor. İşte bu sosyal eğilimler daha da ciddileşerek yıkıcı, bozucu davranışlar haline gelmeye başlıyor ve o anda artık buna bir polisiye müdahale gerekli oluyor. Yani ceza adalet sisteminin müdahalesi gerekli oluyor. Biz genel olarak böyle baktığımızda hem biyolojik, hem psikolojik, hem sosyal hem de hukuki boyutunu içine alacak şekilde tanımlamamızı yapıyoruz. Çocuk suçluluğu dediğim gibi sosyalizasyon problemleriyle iç içe olan bir konu, küçük yaşlara kadar gidiyor. Belki de 7 yaşına kadar gidiyor. 7-12 yaş arası bu anlamda çok önemli bizim için. Özellikle anti sosyal davranışları daha ciddi noktalara dönmeden fark edilip müdahale edilebilirse çocuk suçluluğunda tesirli önleme belki olabilir. Tabii anti sosyal davranışlardan kastımız, her insan bir şekilde anti sosyal davranışlarda bulunabilir ama bazı çocuklar maalesef gerekli önleyici müdahaleler olmadığında ya da özellikle sosyalizasyonda aile, okul, arkadaş grupları, toplum, akrabalar, medya -bunlar çok önemli unsurlar- yetersiz kaldığında ya da ters etki ettiğinde çok daha ciddi anti sosyal davranışlar işleyebiliyorlar. Bu anti sosyal davranışlara 'yıkıcı bozucu davranışlar' diyoruz. Bunların özelliği de Türk Ceza Kanunu'nda bir suç olarak değerlendirilmiyorlar. Suç değiller ancak çocukların suç işlemesini kolaylaştıran, suça staj yapmak gibi, hazırlanmak gibi davranışlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Müdahale edilmediğinde artık birine zarar verecek, Türk Ceza Kanunu'na göre suç oluşturacak bir noktaya gelebiliyorlar. Bundan sonra da çocuk için adalet sistemi süreci başlıyor' dedi.
'Uluslararası standartların üzerindeyiz'
Gönültaş, Türkiye'nin çocuk suçlulara müdahalede uluslararası standartların üzerinde şartlarda olmasına rağmen bunun yeterli olmadığının altını çizerek, 'Ülke olarak biz çocuk suçlarına müdahale konusunda uluslararası standartların üstünde şartlarda müdahaleler, yaklaşımlar yapıyoruz. Ama problem nerede? Tabii ki problem önleme noktasında. Tabii ki daha etkili çalışmalar yapmak gerekiyor. 2010 yılında Adana'da 'Yaşam Koçlarıyla Umut Yıldızı Projesi' adını verdiğimiz projeyi çalıştık. Bu projede özellikle bir ya da iki defa suça karışmış çocuklarımızı gönüllü olmak şartıyla aileleriyle görüşerek, sosyal inceleme raporları hazırlayarak, gönüllü olanları projeye dahil ettik. Sivil toplum örgütlerimizden destek aldık. Çocuklarımıza mobilyacılık, demir kaynakçılığı gibi meslekler öğrettiler. Diğer yandan da çocukların kalan boş vakitlerinde kültürel faaliyetler, tarihi, milli değerlerin öğrenilmesiyle ilgili çalışmalar yaptık. O zaman Çocuk Şubesi'nde ve Toplum Destekli Polis Şubesi'nde çalışan gönüllü arkadaşlarımızı her bir çocuğa yaşam koçu olarak eşleştirdik. Proje iki noktada katkı sağladı. Bir yandan çocuklarımız faydalı bir uğraşı ve meslek öğrenirken, yaşam koçlarımız da çocukların sosyalleşmesine katkı sağladı. Şu anki en çok üzüldüğümüz nokta şu ki; çocuklar maalesef çok ağır şiddet olaylarına karışabiliyorlar. Bunlarda fail oluyorlar. Neticesinde birini öldürmekle, birini katletmekle sonuçlanabiliyor. Maalesef en kötü olanı ise aileler suç işleyen çocuklarını kahramanlaştıran 'Benim oğlumdur, benim çocuğumdur, yapar eder. Benim çocuğum yanlış yapmamıştır, yaptığı her türlü yanlışta arkasında dururum' tarzdaki yaklaşımları. Bu, çocukların daha ciddi suçlara karışmasını kolaylaştırıyor' diye konuştu.
'Kötü arkadaş suçun öğrenilmesini kolaylaştırıyor'
Kötü arkadaşın suçun öğrenilmesini kolaylaştırdığına dikkat çeken Gönültaş, 'Akran zorbalıklarıyla birlikte başlayan olumsuz akran ilişkileri ve kötü arkadaşlıklar da çocukların suçu öğrenmesini kolaylaştırıyor. Bazen öyle oluyor ki arkadaş grupları suçluluğun öğrenildiği, sonra suç işleme metotlarının geliştirildiği ortamlar haline gelebiliyor. Özellikle bizim hem akademik olarak hem de daha öncesinde bu alanda çalışmış bir soruşturmacı olarak her zaman tavsiye ettiğimiz şey şudur; 'iyi arkadaş, iyi arkadaş, iyi arkadaş.' Bizim hocalarımız derslerde şunu söylerlerdi; 'Bir cüzzamlıyla aynı ortamda olsanız, aynı kaptan yeseniz içseniz yine bulaşmama ihtimali var. Bu tıbbi olarak da ispatlanmış ama kötü biriyle, olumsuz biriyle bırakın aynı odada olmayı, yan odada olsa bile onun olumsuzluğunun, kötülüğünün size bulaşmama ihtimali yok.' Onun için çok dikkat etmek gerekiyor' dedi.
'Sosyal medya kötü örnek oluyor'
Gönültaş, sosyal medya fenomenlerinin çocuklara kötü örnek olduğunu ve suça teşvik ettiğini savunarak, 'Günümüzde artık gençlerin arkadaşlık ortamları sosyal medyaya doğru kaymaya başladı. Sosyal medyada takip ettikleri kişiler var. Fenomen adı altındaki bu kişilerin çok fazla takipçisi olması bir başarı unsuru gibi görülüyor. Bu mecrada mafyatik tipler lüks yaşamlarını gösteriyorlar. Lüks arabalara bindiklerini, iyi giyindiklerini, iyi yaşadıklarını gösteriyorlar. Bunları gören çocuklar bu yaşantılara özeniyorlar. Suç örgütlerinin en çok ihtiyaç duyduğu şey kullanabilecekleri elemanlardır. Eylemlerini yaptırabilecekleri, suçları üstlerine yıkabilecekleri gençleri bulmaktır. Bu örgütler ve kişiler sosyal medya paylaşımları ile lüks yaşantıya özenti duyan gençlere bu hayatları yaşayabilecekleri mesajını verip, onları tuzaklarına çekmek istiyorlar' şeklinde konuştu.
'Çeteler suç işlemeyi ve vicdani rahatsızlığı yenmeyi öğretiyor'
Gönültaş, çeteler tarafından suç işlemeyi ve vicdanı rahatsızlığı yenmesini öğrenen çocukların ilerleyen yaşlarda çok daha büyük ve tehlikeli suçlar işleyebileceklerinin altını çizerek, 'Çeteler çocuklara suç işlettiklerinde onlara suçu öğrettikleri gibi, suçu işlediklerinde meydana gelen vicdani rahatsızlığın üstesinden gelmeyi de öğretiyorlar. Çocuklar vicdani bir rahatsızlık duymadıklarında çok daha tehlikeli olabiliyorlar. Bu, ileriki yaşlarda işlenebilecek çok ciddi suçlar için de bir zemin sağlamış oluyor. Küçük yaşlarda suç işlemeye başlamış, vicdanı rahatsızlığın üstesinden gelmeyi öğrenmiş, ileriki yaşlarında daha ciddi suçları işlediğinde 'Ben haklıydım işte. Karşı taraf haksızdı. Ben aslında ona zarar vermedim. Ben ne yaptıysam daha iyi şeyler için yaptım' gibi birtakım çarpıtmalar geliştiriyorlar ve suç işlemeleri kolaylaşıyor' ifadelerine yer verdi.
'Umut Yıldızı Projesi ile yüzde 85'lik başarı sağlandı'
Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, 2010 yılında Adana'da suça karışan çocuklar üzerinde uyguladıkları 'Yaşam Koçlarıyla Umut Yıldızı Projesi' ile yüzde 85 oranında başarı sağladıklarını belirterek, 'İşte biz bu 'Umut yıldızı Projesi' ile çocukların boş zamanlarını değerlendiremediklerini fark ettik. Özellikle suç işleyen çocuklardaki en büyük problem şu; boş vakitleri nasıl değerlendireceklerini bilemiyorlar. İkinci olarak uygun kişileri kendilerine rol model olarak almıyorlar. Biz projemizle yaşam koçlarını kendilerine rol model almalarını istedik. Meslekler öğreterek, faydalı uğraşı edinmelerini istedik. Proje bittikten sonraki 6 aylık dönemde baktığımızda çocukların yaklaşık yüzde 85'inin herhangi bir suça karışmadığını gördük. Tabii bu bizi çok sevindirdi. Çocuklarımızın yüzde 60'ı ise bir işte çalışmaya devam etti. Kendi işini kuran, kendi işini yapanlar oldu. Büyüyüp yetişkin hale gelmelerine rağmen eğitim aldıkları kurumlarla bağını kopartmayanlar oldu' şeklinde konuştu.
Selçuk Bayraktar'ı örnek rol model olarak gösterdi
Gönültaş, çocuk suçluluğun önlenmesi için çocukların önüne uygun rol modeller konulması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
'Eğer biz çocuk suçluluğunu önlemek istiyorsak çocuklarımıza uygun rol modeller bulmamız lazım. Sosyal medyadaki bu tarz tipleri mi, yoksa bizim tarihimizdeki milli modelleri mi? Bu anlamda ben şu anda çok önemli bir değerimiz olan Selçuk Bayraktar olduğunu görüyorum. Hem milli bir yönü var hem de çağın teknolojik gereksinimleri noktasında kendini yetiştirmiş, ülkesine katkı sağlayan bir mühendislik yönü var. Özellikle erkek çocukları için önemli bir rol model olacağına inanıyorum. İkinci olarak ise çocuklarımıza gelecekte kendilerine faydalı olacak beceriler öğretebilirsek, doğal olarak başka olumsuzlukların içerisine girme ihtimalleri de azalmış olacaktır.'





