Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır' dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni'ne katıldı. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidara geldikleri andan itibaren yargıda birçok reform yaptıklarını söyledi. Anayasa hakkında da konuşan Erdoğan, yeni bir anayasa yapılması gerektiğini dile getirdi.

'Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır'

Danıştay'ın 158.kuruluş yıl dönümünü ve idari yargı gününü tebrik ederek sözlerine başlayan ve Danıştay'ın idari makamlara ve alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlikten bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Hukuk devletinin en genel tanımı bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir. Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır. Danıştay da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son duruğudur. Bundan tam 158 yıl evvel Şura-i Devlet adıyla kurulduğunda Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayunda hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şura-i Devlet ardından Cumhuriyet Türkiye'sinde Danıştay bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay'ın idari ve istişari rolü zayıflamış buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay'ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik halen önemini koruyor' ifadelerini kullandı.

'İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur'

Türkiye'yi 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' şiarı ile yönettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Günümüzde hukuku insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kamilen tanımlayamıyoruz. Zira hukuk özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor. Hak ve özgürlükler bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkan yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali'nin 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibariyle eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak, idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir' diye konuştu.

'Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık'

Profesör Doktor İlhan Özay'ın 'gün ışığında yönetim' kavramına atıfta bulunan Erdoğan, şöyle devam etti:

'Devletin güneşle remz edilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir. Modern anlamıyla hukuk devleti gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır. Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple 'Allah devlete zeval vermesin' demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir. Adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur. Ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz. Göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci vatandaşın efendisi değildir hizmetkarıdır. Bu düzende aslolan millettir. Milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumdayım; Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.'

'Reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür'

Türkiye'ye yargı alanında birçok reform ve yenilik getirdiklerini ifade eden ve bunlardan bazılarını sıralayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin öne açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari usul açısından önemli haiz pek çok kural ve müessese hükümetlerimiz döneminde hayata geçirildi. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Burada sadece birkaç tanesini hatırlatmakta fayda görüyorum. Mahkeme sayısını 126'dan 245'e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare Mahkemesi Kurulu İl Sayısını yetmiş 72'ye, Vergi Muhakemesi Kurulu İl Sayısını da 39'a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce İstinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş Danıştay'ın İçtihat Mahkemesi vasfını güçlendirmiş iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibariyle bu rakam 82 bine düşmüştür. Şunun bilinmesini isterim ki; reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği hesap verilebilirliği katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz' ifadelerini kullandı.

'Yargı yetkisinin kullanımına, hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz'

Adalet ve doğrulukla hükmetmenin, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmenin, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesi olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

'Yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir. Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız, öyle ise Türkiye'nin çıkarını, Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa büyüyecekse muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekun bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum; Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay'ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık'ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki; yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş bu yetkinin bir yerindelik denetim şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan giderek daha seviyesiz bir hal alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte. Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır.'

Hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel DNA'da anayasal metinler olduğunu ifade eden ve yeni bir anayasa yapımının gerekli olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Kanun-ı Esasi'yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz' diye konuştu.

Kaynak: İHA